Haber bazı gazetelerde, “kafa karıştırdı, şaşkınlık yarattı, küstahlık” gibi yorumlarla verildi. Bu kadar görüyorlar.
Tek kutuplu ABD hegamonyasına karşı Türk devlet aklının ilk kayda değer çıkışı, bin yıl sürecek 28 Şubat kararlılığının Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu tarafından ilanıydı. ABD ittifakının ilk kez sorgulanmaya başlandığı dönemdi.
Cevap, “Bin Yılın Meydan Okuması” isimli bir tatbikatla verildi. Arkasından, bölgemiz savaşa ve kana boğuldu, Türkiye’de BOP Eşbaşkanlığı kuruldu, Türk Ordusu hapse atıldı, bölünme pazarlıkları başladı. Diyarbakır merkez, BOP Eşbaşkanı da sultan olacaktı.
FETÖ darbeleriyle azıcık aklı başına gelen hükümet yeniden devlet aklını dinlemeye başladı, ABD’nin düşman ettiği komşularımıza yaklaşmaya başladık, geç de olsa “Fırat Kalkanı” operasyonuyla bölünmeye müdahale ettik.
Cevap, Münbiç’teki PKK unsurları ile aramıza giren ABD’den geldi, kalkana karşı “soylu mızrak.”
Biz bunu Rusya ile anlaşmalar imzalayıp kararlılık mesajlarıyla cevapladık…
Yeni cevap ABD Deniz Kuvvetlerinin kuruluş yıldönümünde geldi: “Çetiniz, Cesuruz, Hazırız…” Tesadüf değil, Suriye’de, Irak’ta ve Türkiye’de ABD piyonlarına karşı savaşan Türk Komandolarının sloganı: “Güçlüyüz, Cesuruz, Hazırız…”
Türk bayrağı taşıyan Berberilerin öldürülüşünü betimleyen bir resim yayınladılar. Eski bir savaş, Osmanlı’ya bağlı Cezayir ve Trablus Beylerbeyliklerinin donanmasını esir alıp, ABD’yi vergiye bağlamasının ardından ABD’nin Türk bayrağına karşı ilk açık savaşı ve bölgeye yapılan ilk müdahalesiydi…
Libya bugün paramparçadır. Türkiye direnmektedir.
Neo-con kalemler: “Yeni darbeler geliyor, Tayyip Erdoğan canıyla ödeyecek” diye tehditler savuruyor, savaş prensesi Hilary başkanlığa yürüyor, Sam Amca Münbiç’te PKK’lılara eğitim veriyor… Ve ABD bize diyor ki, “o bayrağı 211 yıl önce indirmiştim, şimdi yine indireceğim…”
Umarım televizyonlarda NATO ve ABD’ye övgüler dizen kafası karışık CHP milletvekilleri de anlamıştır.
Umarım herkes anlamıştır.
MEHDİ
Diyanet İşleri Başkanı sık sık gündeme gelmeyi pek seviyor. Tarikatların toplum üzerindeki etkisi yüzünden bile cumhuriyeti suçluyor. İşin aslını biliyor, ama gün bugün ya…
Akıl tutulması…
Davet ettiği tarikatların hepsi halife istiyor, büyük bir kısmı Mehdi bekliyor sadece layık gördükleri kişiler farklı.
Bakınız, “Sikke-i Takdir-i Gayb-i” isimli kitabın hemen başlarında Said-i Kürdi (Nursi), ümmetin dört gözle beklediği ve ahir zamanda gelecek bir zatın vazifelerini sayıyor. Üçüncü vazifesi şöyle: “Hilafet-i İslamiye’yi, İttihad-ı İslam’a bina ederek, İsevi ruhanileriyle ittifak edip, Din-i İslam’a hizmet etmek…”
Türkçesi, o “zat”, İslam dünyasının başına hilafeti getirip, Hıristiyan dünyasının önderleriyle birlik olacak ve İslam’a böyle hizmet edecekmiş.
Peki, Feto ne yaptı? Aynı yolu izlemedi mi?
Fetullah Gülen’in en büyük destekçisi de batı ve Hıristiyan dünyası. Bir ara İsa Mesih olduğunu bile yaydılar. Dinler arası diyalog saçmalığını birlikte hayata geçirdiler. Feto, Papanın elini bu nedenle öptü. 15 Temmuz girişiminin ardından ilk müdahale için İngilizlerin hazırlık yapması bu yüzdendi.
Serdar Turgut 2011’de yazdı: “Fetullah Gülen 2023’te halife olacak, BOP dediğimiz de bu zaten.” 17-25 Aralık sonrası Latif Erdoğan aynı şeyi anlattı. Yeni Şafak ise Hakan Şükür’ün Yavuz Sultan Selim’in kaftanını Feto’ya götürmeye çalıştığını…
Daha ne anlatayım. Bu inançla gözü kör olmuş hâkimler, savcılar, polis ve askerler görmedik mi?
“Fetullah Gülen hazretleri Musanın asasıyla Mehdi olarak gelip, Hz. İsa’ya namaz kıldıracak, ben de büyük adam olacağım” diye mahkeme kararı yazan Hâkim İlhan Karagöz’ü görmedik mi? Diğer şeyhlerin ya da müritlerin farkı ne?
Diyanet İşleri Başkanı kuşkusuz iktidarı, memnun etmeye çalışıyor, ama aslında bindikleri dalı kesiyor.
SADRAZAM
Tarikatlara resmi statü veriliyor. Müritler kayıtlı, şeyhler kıdemli olacak artık…
Gerici 31 Mart’ın Derviş Vahdeti’si ile 15 Temmuz’un Feto’sunu çeşitli nedenlerle birbirlerine çok benzetirim. Ayrıntılı yazacağım sonra… Bir de Hüseyin Hilmi Paşa var.
Bu Derviş Vahdeti ortaokul mezunu bile değildi. Abdülhamit’in İngilizlere verdiği Kıbrıs’ta yüksek komiserlik emrinde yaptığı bir mahalli görev nedeniyle çat pat İngilizce öğrenmişti. Hal böyle olunca kendini “büyük adam” sayıyordu.
Bu nedenle 1908 devriminden sonra defalarca memur olmak için başvurdu ama sonuç alamadı. Volkan gazetesini çıkarmaya başladıktan sonra daha bir çalımlı olarak gitti Dahiliye Nezaretinin kapısına. Bir de kartviziti vardı. Verdi görevlilere: “Volkan gazetesi başmuharriri…”
O devirde gazete başyazarlığı saygın iş, şimdiki gibi ayağa düşmüş değil.
Gazetesinin tek kişilik olduğuna bakmayıp buyur ettiler Hüseyin Hilmi Paşa’nın huzuruna. Vahdeti de kartvizitinin havasına girmiş olacak ki, artık eskisi gibi sıradan memuriyet değil mutasarrıflık istiyordu. Paşa bu haddini aşan cahilce talebe şu alayla cevap vermişti: “Sadrazam da olabilirsiniz, ama elimden bir şey gelmez…”
Diyeceğim o ki, vaktiyle aralarında bir Hüseyin Hilmi Paşa olmadığı için Feto’yu sadrazam yaptılar da sonra canlarını zor kurtardılar elinden. Şimdi aynı hatayı başka tarikatlar konusunda yapıyorlar. İnsan bir kere kıblesini şaşırmaya görsün…
ŞEMDİNLİ
Tarih, 1 Ağustos 1984, Şemdinli…
İlçe askerlik şubesine silahlı saldırı yapmaya gelen terörist grup Seferi Yılmaz’ın kılavuzluğunda ilk saldırısını yaptı, 3 asker yaralandı, bir asker şehit oldu.
Seferi Yılmaz yakalandı, 10 yıl hapis yattı, itirafçı olup dışarı çıktı. Şemdinli’ye gelip bir kitapçı açtı. 2005 yılında CIA ve FETÖ işbirliğiyle Türk Ordusu’na kurulan Şemdinli kumpasının merkezinde o dükkân vardı. İçeride bomba patlamış ama her nasılsa Seferi Yılmaz’a bir şey olmamıştı.
O gün tuzak kurulan iki astsubay ve bir devlet görevlisi hala hapiste. Bu arada Seferi Yılmaz Şemdinli’nin belediye başkanı, diğer Seferi Yılmaz’lar da milletvekili ya da bürokrat oldu…
Özellikle Şemdinli ve çevresinde verdiğimiz şehitler sonrasında samimi olarak da olsa “kanı durdurun” diyen dostlar unutmasın ki, bu noktaya “kanı durdurun, analar ağlamasın” denilerek gelindi…
Oktay Yıldırım
Karikatürler: Tuncay Batıbeki
16 Ekim 2016’da Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.



