Putin’in özel temsilcisi Alexander Dugin, “Üçüncü dünya savaşının hiç olmadığı kadar yakın olduğunu” yazdı…

    Pentagon’un sesi Foreign Policy, “Savaşa girebiliriz” diye ilan etti.

    (…)

    Einstein’e sormuşlar, “Üçüncü dünya savaşı nasıl olacak?”

    “Üçüncüyü bilmiyorum ama…” demiş, “dördüncüsü taş ve sopalarla olacak!”

    Yani, bir nükleer savaştan sonrası…

    Bize gelince… Ordumuzun askeri okulları kapatıldı, Piyade Okulu piknik alanı oluyor. Hastaneleri elinden alındı, yaralı askerler içeri alınmadığı için şehit oluyor, orduda topu topu birkaç yüz doktor kaldı. Komuta yapısı ve terfi sistemi saçma sapan kararnamelerle bozuldu. Bir eğitim birliği atış eğitimi yapmak için bile savcılıktan izin alıyor.

    Fıkra gibi değil mi?

    Şimdiden taş ve sopaya kalıyoruz!

    Bugünlerde AKP’li tarih bilmezlerin pek bir alkışladığı Abdülhamit de eğitimi, atış yapmayı yasaklamış, topların kamalarını, tüfeklerin kurma kollarını çıkarttırmıştı. Donanmaya kilit vurulmuş, ordu kışlaya hapsedilmişti. Toprak kaybederken bile savaşmıyorlardı. Abdülhamit imza atıyor ve toprakları veriyordu.

    Einstein’den Abdülhamit’e nasıl geldin” derseniz?

    Mesele akılla ilgili… Birinde var, birinde yok.

    Hal böyle olunca yeni tip subayları yetiştirecek olan Milli Savunma Üniversitesi’nin başına da Cemaatin Bugün gazetesi yazarlarından Erhan Afyoncu geçti.

    Sözler kifayetsiz…

    İnanın taş ve sopa uçak düşürmeye ya da tank avlamaya yetmez. O çokbilmiş danışmanlar ordusu bunu Tayyip Bey’e anlatmalı…

    “Vurulursam nasıl tedavi olacağım” diye düşünen asker savaşabilir mi?

    Belki Erhan Afyoncu vurulmayan bir ordu kuracaktır.

    Kim bilir?


    VELİ KÜÇÜK ve 12’LER


    FETÖ’nün siyasi ayağına hala dokunulmadı. Mesela Feto ile samimi pozlar veren AKP heyetine… Onlara 12’ler diyorlar. Kimi “Evi yakındı, namaza gittik” diyor, kimi “meraktan” diyor. Hatlar karışık yani… Bazı yandaş hukukçular da “alt tarafı bir fotoğraf” görüşündeler.

    Aklıma Veli Küçük’ün bir Azeri genç ile çektirdiği fotoğraf geldi. PKK’nın yayın organı Azadiya Velat yayınlamış, sonra da Zaman gazetesi cılkını çıkarmıştı işin… Böylece Ergenekon davasının delillerinden biri olmuştu. Çünkü fotoğraftaki genç esmerdi. Danıştay katili Alpaslan Aslan da esmerdi. Yıllarca bu fotoğraftaki adamın Alpaslan Aslan olmadığını anlatmaya çalıştık, hatta o genç ortaya çıktı ama yetmedi.

    Demem o ki, o milletvekillerinin teklif ettiği veya destek verdiği yasa değişiklikleri birer birer incelendi mi? İlişkileri, telefon trafikleri, mali geçmişleri araştırıldı mı?

    Mesela onlar da “bu resimdeki adam Feto değil” diyebiliyorlar mı?

    Yok öyle “yakındı namaza gittik” masalları.


    İLAN


    Türk Tarih Kurumu Atatürk tarafından, Türk tarihinin ilk kaynaklardan araştırılması için kuruldu.

    AKP iktidarında, bütün Cumhuriyet kurumları gibi burası da değişti ve Türk Talih Kurumu oldu. Yusuf Halaçoğlu dışında neredeyse bütün başkanlar iktidar yandaşı talihliler arasından seçildi. Bu kişiler kurumsal kimliklerini daha çok Tayyip Erdoğan’ın sözlerine kılıf bulmaya adadı. Ama bunu da komik duruma düşmeden yapmaları gerekiyordu.

    2015 yılında kurumun başına getirilen Refik Turan ölçüyü kaçırdı ve Lozan Barış Antlaşması hakkında şöyle dedi: “Lozan Anlaşmasının bir muvaffakiyet belgesi olmadığı açıktır.” (Tarafların konuyu anlama kapasitesi Akit gazetesinin, “Antlaşma” yerine anlaşma yazmasından belli)

    Oysa Milli Mücadele ve Lozan Antlaşması’nın ilk kaynağı olan Atatürk, Lozan Antlaşması konusunda şöyle demişti: “Bu antlaşma, Türk Milleti’ne karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük suikastın sonuçsuz kaldığını bildirir bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş siyasi bir zaferdir.”

    Bu nedenle yandaşlığını makul ölçülerde tutabilecek yeni bir Türk Tarih Kurumu Başkanı’na ihtiyaç duyulmaktadır.

    Bu şartlarda, TTK Başkanlığı için Türk Tarihini asgari düzeyde bilmek ve sorulduğunda doğru olarak anlatabilmek, yandaşlık yaparken ölçüyü kaçırmamak yeterlidir. Bunun için de okuduğunu anlayabilme dışında önemli bir yeteneğe gerek bulunmamaktadır.

    Bu nedenle:

    Kronolojiyi kolay anlayabilmesi bakımından gömleğinin düğmelerini sırasıyla ilikleyebilme yeteneğine sahip… En azından okuma yazma bilen… Türk tarihine husumeti olmayan… Azıcık da olsa aklı başında yeni bir TTK Başkanına ihtiyaç duyulmaktadır. İnsaniyet namına…


    KİN KAPISI

    Aslında Rumlarla aramızda hiç sorun yoktu. Ama İstanbul’daki Rum papazlar Mora’  ayaklandırdılar ve 400 bin Türk vahşice katledildi. Sultan Mahmut memleketteki bütün Rumları öldürecekti, devlet ricali engel oldu. Bu ayaklanmanın sorumlusu Patrik Grigorios da patrikhanenin orta kapısında asıldı. Diğer papazlar karar verdi, o kapı kapatılıp bir zincirle bağlanacak ve bir Türk devlet adamı orada asılıncaya kadar açılmayacaktı. Adı, kin kapısı olacaktı.

    O kapının kapalı olduğunu gören birçok Rum’un öğrendiği ilk şey Türk nefreti oldu.

    Bu nefretin yetiştirdiği İzmir Başpiskoposu Hırisostomos, bundan 99 yıl sonra işgalci Yunan askerlerine şu fetvayı verdi: “Asker evlatlarım, Elen çocukları, ne kadar Türk kanı döküp içerseniz o kadar sevaba girmiş olacaksınız. Ben de bir bardak Türk kanı içmekle onlara olan kin ve nefretimi teskin etmiş olacağım. Haydi, buyurunuz, bütün Azizler sizin arkanızda olacak.”

    Ve o gün İzmir’de 2 binden fazla Türk katledildi…

    Bu nefretin yetiştirdiği başka Rumlar, bundan 44 yıl sonra Kıbrıs’ta Türkleri katlederken Başpiskopos Makarios’un emrindeydiler… Arkalarında tanık bırakmamak için tecavüz ettikleri kadınları bile topluca katletmişlerdi.

    Bitti mi?

    15 Temmuz’da yaşadığımız işgal girişimi sonrasında Türkiye’yi işgal etmek için Kıbrıs’a toplanan 10 bin İngiliz askeri, Rum tarafındaki üslerde bekliyordu.

    Ve AKP iktidarı sayesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş senedi olan Lozan’ı delerek İzmir’e Metropolit atadılar. Ki, İzmir’de Metropolit atayacak kadar Rum yok. Adam geldi ve İzmir’i işgal karargâhına yerleşti.

    Biz Kostaki Musurus Paşa’yı, Lefter Küçükandonyadis’iFedon’u hatta o ahırın sahibi Dingo’yu bile çok sevdik. Bu topraklarda kimseyi sırf Rum olduğu için öldürmedik, horlamadık.

    Ama…

    Soruyorum, “Kin Kapısı” açıldı da haberimiz mi yok?


    Oktay Yıldırım

    Karikatürler: Tuncay Batıbeki

    9 Ekim 2016’da Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.


    About Author

    Oktay Yildirim

    Sonraki

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir