Bahçeli Başkanlık sistemini kabullendi. Kılıçdaroğlu bir yandan “geçit vermeyiz” derken kapıyı da açtı. Görevlidirler…
Ekmeleddin uzlaşması, ABD’nin sesi Kemal Derviş’in fısıltısıyla oluşmuştu. Amaç, Tayyip Erdoğan’ın seçilmesini meşrulaştırmak için mindere bir yalancı pehlivan çıkarmaktı.
Başkanlık uzlaşması da bir yanıyla Avrasya’ya yaklaşan ve sistemle çatışan, diğer yanıyla Atlantik sistemi için hala bir seçenek olma konumunu güçlü tutmaya çalışan Tayyip Erdoğan’ın, sistemden kopmaması için sarf edilen çabadır. Adına başkanlık demeseler de, göz boyamak için ilk dört maddeye dokunmasalar da bu ABD planına destek olmaya hazırlar. Tayyip Erdoğan’ı siyasi intihara, Türkiye’yi bölünmeye sürüklüyorlar.
Tayyip Erdoğan Batı kulübünden uzaklaştıkça ses CHP’den geliyor. HDP ve PKK’ya operasyon mu yapılıyor, FETÖ içeri mi alınıyor, AP’nin kararına tepki mi gösteriliyor, Şangay Beşlisi ile görüşmeler mi var, en çok bağıran CHP oluyor. Bunu da “dış politika milli değil” diye yapıyor. Tayyip Erdoğan ise bu çelişkiye rağmen başkanlık ihtirasında ısrar ediyor.
PKK ve FETÖ’ye pansuman yaparak, ABD planlarına payanda olarak muhalefet yapılmaz.
Yani ortada Vatan Partisi dışında bir muhalefet yok. Bu yüzden başkanlıkta ısrar edenler 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi yenilecekler. Demedi, demeyin…
Başkanlık uzlaşması da bir yanıyla Avrasya’ya yaklaşan ve sistemle çatışan, diğer yanıyla Atlantik sistemi için hala bir seçenek olma konumunu güçlü tutmaya çalışan Tayyip Erdoğan’ın, sistemden kopmaması için sarf edilen çabadır. Adına başkanlık demeseler de, göz boyamak için ilk dört maddeye dokunmasalar da bu ABD planına destek olmaya hazırlar. Tayyip Erdoğan’ı siyasi intihara, Türkiye’yi bölünmeye sürüklüyorlar.
Tayyip Erdoğan Batı kulübünden uzaklaştıkça ses CHP’den geliyor. HDP ve PKK’ya operasyon mu yapılıyor, FETÖ içeri mi alınıyor, AP’nin kararına tepki mi gösteriliyor, Şangay Beşlisi ile görüşmeler mi var, en çok bağıran CHP oluyor. Bunu da “dış politika milli değil” diye yapıyor. Tayyip Erdoğan ise bu çelişkiye rağmen başkanlık ihtirasında ısrar ediyor.
PKK ve FETÖ’ye pansuman yaparak, ABD planlarına payanda olarak muhalefet yapılmaz.
Yani ortada Vatan Partisi dışında bir muhalefet yok. Bu yüzden başkanlıkta ısrar edenler 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi yenilecekler. Demedi, demeyin…
ELEKTRONİK GAZETECİLİK

Medyanın moda haberleri vardır. Sanki uzaktan kumandaya basılmış gibi, bir konu popüler medyada yer bulduğu zaman, hemen başkaları da atlar üzerine. Son zamanlardaki “elektronik sigara çok zararlı” haberleri tam böyle…
Doktor bilmem kim konuşuyor: “Yapılan araştırmalara göre…” Gazeteci de dinliyor… Bir dakika! Hangi araştırmalar? Hangi üniversitede, hangi akademisyenlerin imzasıyla? Nerede yayınlandı? Bunları sormuyor.
Tıpkı, “İsveçli bilim adamları çok konuşmanın ömrü uzattığını açıkladı” haberleri gibi… Hiçbir şey belli değil, ama toplum gevezeliğin iyi bir şey olduğuna inandırılıyor.
Doktor bilmem kim konuşuyor: “Yapılan araştırmalara göre…” Gazeteci de dinliyor… Bir dakika! Hangi araştırmalar? Hangi üniversitede, hangi akademisyenlerin imzasıyla? Nerede yayınlandı? Bunları sormuyor.
Tıpkı, “İsveçli bilim adamları çok konuşmanın ömrü uzattığını açıkladı” haberleri gibi… Hiçbir şey belli değil, ama toplum gevezeliğin iyi bir şey olduğuna inandırılıyor.
ELEKTRONİK SİGARA NEDEN ZARARLI?
Sigarayı bıraktırdığı için mi? Kanserojen maddelerin sigara ile kıyaslanamayacak kadar az olmasından mı? Bugüne kadar elektronik sigaradan kaynaklanan bir vaka mı olmuş? Bu konuda bir klinik çalışma mı yapılmış? Hayır… Neye dayanıyor bu saptamalar?
Öte yanda Erciyes Üniversitesi’nde bir grup akademisyen tarafından yapılan bir çalışma var. Nörolog Prof. Dr. Emel Köseoğlu, Biyofizikçi Prof. Dr. Mehmet Bilgen ve Fizikçi Doç. Dr. Rahmi Köseoğlu, bu konuda bir çalışma yapmışlar. Ulaşıp konuştum. Yayına hazırladıkları araştırmalarını anlattılar.
Birkaç örnek vereyim; “Elektronik sigaraya başladıktan sonra katılımcıların; %70.4’ü genel fiziksel performansın, % 86’sı koku duyusunun, %86.3’ü tat duyusunun, %87.9’u solunumun, %47.7’si iştahın, %55.1’i cinsel performansın, %58.6’sı ruh halinin, %30.7’si hafızanın, %32.3’ü dikkatin, %67.7’si uyku kalitesinin, %72.1’i fiziksel egzersiz performansının ES kullanmadan öncekine göre daha iyi olduğunu belirtmişlerdir. Ayrıca katılımcıların %48.2’si ES kullanmaya başladıktan sonra geleceğe ait beklentilerinin daha iyi olduğunu belirtmişlerdir. ES’den önce sigara kullanan bireylerin günlük alınan nikotin miktarı değerlendirildiğinde, ES kullanmaya başladıktan sonra günlük alınan ortalama nikotin miktarı 21 mg iken, ES kullanımı ile 17.9 mg’a düşmüştür.”
Meselemiz, bir şey kanıtlamak değil. Sigara pazarında en çok paranın kaçak sigaradan elde edildiğini, onun da PKK’nın en büyük gelir kaynağı olduğunu biliyoruz. Yani Elektronik sigaranın daha zararlı olduğuna inanan içici, sigara içmeye devam edecek ve bu da en çok PKK’nın ya da sigara kartellerinin işine yarayacak. O halde ne yapmaya çalışıyorsunuz?
YENİ PKK
Daha önce yazdık, PKK dönüşüyor.
Cizre saldırısı, Derik Kaymakamına ve Adana Valisi’ne yapılan saldırı… Bize bir şeyler anlatmalı. Artık dağdan gelip karakolları taciz eden, köy basan değil; bombalamalar ve bireysel suikastlar yapan bir PKK var.
Bu tip eylemlerin hepsi pahalı ekipman ve sağlam bir istihbarat desteği istiyor. Bir de yasal görünümlü kadrolar… Bu şekilde kamuya sızdırılan ya da devşirilen adamlar, işte o makam odalarına konulacak bombaları ya da önemli haberleri getiriyor. HDP’li belediyelerden maaş alan eylemciler var.
Bununla başa çıkmanın tek yolu istihbaratı güçlendirmek ve PKK’nın yasal görünümlü uzantısı olan HDP’yi kapatmak.
Mesela, HDP’li belediyenin koca kamyonunu bombayla yükleyen adam bunu tek başına mı yapmış oluyor? Bu bir siyasal tepki değildir, tamamen teknik bir konudur, terörle mücadelenin gereğidir. HDP kapanmadan, o saldırılarla tam olarak mücadele edilemez.
TECAVÜZ HUKUKU
Bundan dokuz asır önce İbn Fadlan şaşırmış. Türk toplumunda kadın ve erkek eşit, bir arada nehirde yüzebiliyorlar, kadın devlet yönetiminde söz hakkına sahip, toplumun içinde. Bunları hep ahlaksızlık diye anlatıyor İbn Fadlan. Ama bu toplumda tecavüz suçu yok denecek kadar az ve cezası da cezası çok ağır. Tecavüzcüyü esnettikleri iki ağacın arasına bağlayıp vücudunu ikiye bölüyorlar. Aynı tarihlerdeki Arap-İslam hukukunda ise bu suçun cezası 100 değnek. Üstelik cariye ve kölelerden onlar istemese de cinsel olarak yararlanmak serbest, tecavüz kapsamına bile alınmıyor.
O günden bugüne ne değişmiş? Kadının “bir memeli hayvan” olduğunu söyleyen kara yobazlar hala Arap toplumunu yönlendiriyor.
Türkleri sorarsanız… Mağdur tecavüzcüsüyle evlenirse, yaşı küçük bile olsa ceza verilmesin diye Arap hukukunda bile olmayan kanunlar çıkarmaya çalışılıyor…
Evet, bir değişiklik var. Bundan dokuz asır önceki Arapların bile gerisine doğru… Bir zamanlar tecavüzü asla hoş görmeyen bir topluma yasallaştırılmış pedofili kanıksatılmaya çalışılıyor.
GİTMEK

Birçok edebiyatçı ya da düşünür gitmek üzerine yazmıştır. Mesela Halil Cibran şöyle anlatır: “Yuvam, ‘beni terk etme, burada geçmişin yaşıyor’ der; yol ise ‘gel ve beni takip et, ben senin geleceğinim’ der. Ve ben hem yuvama, hem de yola derim ki, Ne geçmişim, ne de geleceğim var benim. Kalırsam, kalışımda bir gidiş; gidersem, gidişimde bir kalış olacaktır. Sadece sevgi ve ölüm her şeyi değiştirebilir…”
Keşke Nietzsche’ye benzemeye çalışmasaydı.
Bence Cibran yanılıyor… Yol çağırmaz kimseyi ve bir şey vaad etmez. O, mecburiyetinin ve bilinmezliğinin yarattığı ihtişamıyla orada durur. Kimine sefa, kimine cefa sunacağı yolcularını bekler. Gidenler için gölgelikleri de vardır, kızgın güneşi de; serin sahilleri de vardır, derin çukurları da… Yolcu seçeneksizdir, çünkü gitmek, kalışın bütün sayfaları yazıldıktan, bütün yazılanlar tekrar tekrar okunduktan ve bütün sayfalar iyice yıprandıktan sonraki zorunluluktur.
Sevgi ve ölüm de her şeyi değiştiremeyebilir. Sevginin yetmediği anlar, ölümün silemediği izler vardır. Her kalış bir gidişle, her gidiş bir kalışla devam eder, tıpkı her doğuşun bir ölüşle ve her ölüşün bir başka doğuşla sürdüğü gibi…
Ne çare, ne sebep, ne de sondur gitmek.
Bence Cibran yanılıyor… Yol çağırmaz kimseyi ve bir şey vaad etmez. O, mecburiyetinin ve bilinmezliğinin yarattığı ihtişamıyla orada durur. Kimine sefa, kimine cefa sunacağı yolcularını bekler. Gidenler için gölgelikleri de vardır, kızgın güneşi de; serin sahilleri de vardır, derin çukurları da… Yolcu seçeneksizdir, çünkü gitmek, kalışın bütün sayfaları yazıldıktan, bütün yazılanlar tekrar tekrar okunduktan ve bütün sayfalar iyice yıprandıktan sonraki zorunluluktur.
Sevgi ve ölüm de her şeyi değiştiremeyebilir. Sevginin yetmediği anlar, ölümün silemediği izler vardır. Her kalış bir gidişle, her gidiş bir kalışla devam eder, tıpkı her doğuşun bir ölüşle ve her ölüşün bir başka doğuşla sürdüğü gibi…
Ne çare, ne sebep, ne de sondur gitmek.
27 Kasım 2016’da Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.


