NİYE PATLADI

    Her şey Abdullah Gül’ün, “çok yakında güzel şeyler olacak” açıklamasıyla başladı.

    İş o kadar güzelleşti ki, MİT yöneticileri bölücü terör örgütü PKK elebaşılarına, “şehirleri patlayıcılarla doldurduğunuzu biliyoruz” diyordu. O sıra pazarlık halindeydiler ve teröriste dokunan yanıyordu. Şimdi Cizre ve Silopi sokaklarından temizlemeye çalıştıkları terör, Habur’a kurulan çadır mahkemelerle buyur edildi içeriye. Gelen teröristler rahatsız olmasın diye, Türk bayrağını ve Atatürk portresini bile indirmişlerdi.  “Pişman değilim, Apo’nun emriyle geldim” diyen katilleri “ileride pişman olursun” diye salıverdiler. O hâkim ışık hızıyla terfi etti.

    O sıra karakolunu korumak için teröriste ateş açan askerlerin de silahlarını toplayıp balistik incelemeye gönderiyorlardı. Komutanlarını darbeci diye tutukluyorlardı. PKK’nın siyasi kolu HDP’lilerin nezaretinde kışlaların bahçesini kepçelerle kazıp faili meçhul ceset arıyorlardı. Ki, tonlarca mayını askerlerin yoluna döşeyen de aynı kepçelerdi.

    İş işten geçince yaptıklarına pişman oldular. Ve sonunu hiç düşünmeden IŞİD’e tutundular. Başta işlerine yaradı, “8-10 adam gönderip Türkiye’yi bombalatırım” diye hava basan istihbaratçılar gördük.

    Oysa IŞİD, PKK’nın meşrulaşması için ABD tarafından üretilen bir katalizördü. Bizimkiler Esad’ı yıkmak için IŞİD’i beslerken, aslında IŞİD Türkiye’den koparılacak parçayla birleşip Büyük Kürdistan olması için Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt koridorunun kurulmasını sağlıyordu. Ama bizim vasatlar, IŞİD militanlarına her türlü desteği verip, sınırları ardına kadar açıyorlardı… O kadar ki, Paris saldırılarından sonra Gaziantep’te zafer turu atabilmişti IŞİD.

    Bizimkiler burada da yedikleri naneyi anladıktan sonra bu kez de Peşmergeye sarıldılar. Amerikan bayraklı Peşmergeleri “Biji Obama” çığlıklarıyla Suriye’ye uğurlamak yetmemişti, bir de Başika’da Barzani’nin adamlarını eğitmeye başladılar. Ki, onlar da Büyük Kürdistan projesinin Irak güçleriydiler.

     E, bu arada Ruslar baktı ki, ortalık karışıyor gelip harekâta başladılar. Hem IŞİD’i hem de Kürt koridorunu hedeflemişlerdi. Amerika ve piyonları yenilmeye başlamıştı. Ama… Bizimkiler Rusların uçağını düşürüverdi. Onunla da düşman olduk mu azizim?

    Sonra ne yapacaklarını iyice şaşırınca gidip teröre karşı Arap ittifakına katıldılar ve Türk Ordusu’nu Suudi’lerin emrine verdiler. Gel gör ki, Sultanahmet’te patlayan adam Suudi asıllı Suriye vatandaşıydı.

    Eski bir Rus atasözü şöyle der: Ayı ile yatağa girersen tırmalanırsın. Bence tırmalanmakla kurtulursan şanslısın demektir.

    Yani, daha çok patlayacak kardeşim.

     

    ZAVALLI YALNIZLIK



    Bizim vasatlar bütün komşularla düşman olup memleketin bir başına kalmasına açıklama bulamadıkları için “değerli yalnızlık” demişlerdi.

    Aslında bu kavramın onların yalnızlığıyla hiç alakası yoktu.

    20 yüzyıl başında İngilizlerin kendileri için kullandıkları “muhteşem yalnızlık” kavramını araklamışlardı.

    Benzersiz bir deniz gücüne sahip olan İngilizler kendilerini kıta Avrupa’sından ayrı bir küresel deniz gücü olarak görüyorlardı. Avrupa’da başka hiçbir ülkenin İngiliz topraklarına tehdit olabilecek çapta bir kara ordusu da yoktu. İngiltere bu açıdan yalnızdı ve buna “muhteşem yalnızlık” diyorlardı.

    E senin ayranın yok içmeye. Uçakların Amerikan. Uyduların el âlemin. Silahların ithal. Hazinendeki para borç. İstihbaratı zamanında teslim ettiğin Fetodan kurtarmaya çalışıyorsun.  Memleket yabancı gizli servislerin eğitim parkuruna döndü, Reyhanlı, Suruç, Hatay, Ankara şimdi de Sultanahmet… Etrafında, bu duruma karşı muhatap olacak adamakıllı bir devlet bile kalmadı. Elbette senin çabalarınla… Taziyeye gelen bir tek lider yok ne batıdan, ne doğudan…

    Bizimkisi olsa olsa zavallı yalnızlık olur…

    Türk hariciyesinin 200 yıllık birikimini “monşerler” diye aşağılayan zavallıların memleketi getirdiği yer burasıdır. Ona da “değerli” diyor işte.

     

    SCHENGEN MESELESİ

    Sultanahmet’te patlayan adam Suriyeli sığınmacı, yeşil kart bile vermişiz. Ölenler Alman. Neredeyse bütün yurt dışı rezervasyonları iptal ediliyor. Turizmciler “2016 bitti” diyorlar. Bu arada Suriyeli sığınmacılara çalışma izni de verildi ki, bir adım sonrası vatandaşlık.

    Benim aklıma Schengen geldi.

    Geçtiğimiz günlerde Fransa eski cumhurbaşkanı Sarkozy, “Schengen uygulamasının artık öldüğünü ve devam edemeyeceğini” açıkladı.

    Tesadüf değil. Planlıdır… Hatırlarsanız, Suriyeli sığınmacıların Türkiye’de kalması karşılığında bizi Schengen havucuyla kandırmışlardı…

    Şu ana kadar 150 bin Suriyeli çocuk Türkiye’de doğdu. Resmi kayıtlardaki 2,5 milyon Suriyelinin tamamı kalıcı olarak Türkiye’ye yerleşiyor ve bunların 1,2 milyonu 18 yaşın altında. Hepsi birkaç yıl içinde vatandaş olacak. Araştırmalara göre şu anda 300 bini kaçak işçi olarak çalışıyor ve 600 bini de iş arıyor ama gerçek rakam çok daha fazla ve artmaya devam edecek.

    Şimdi…

    Suriyelileri mülteci olarak kabul etmeyen Avrupa, Türkiye’ye Schengen vizesi verir mi? Avrupalının gözünde Suriyeli ile Türkün bir farkı yok. Zaten potansiyel terörist muamelesi yapıyorlardı, hele bundan sonra hepimiz canlı bombayız.

    Kocasının izni olmadan bakkala bile gidemeyen kadın Schengen ile Avrupa’ya vizesiz gidebileceğine… Belediyeden erzak çuvalı bekleyen adam AB’den destek alındığına seviniyordu?

    Artık eskisi gibi sokağa da çıkamayacak, erzak da alamayacak. Ne olacak derseniz, Türk vatandaşının tarım dışı işsizlik oranı TÜİK rakamlarına göre bile %12,5 olmuşken, bizim yoksulluğumuz karşılığında AKP’nin kasasına 3 milyon oy daha girdi o kadar.

     

    KÖKSÜZ

    Ahmet Davutoğlu Türkiye Cumhuriyetinin başbakanlık koltuğunu işgal ediyor. “Yeni anayasa nasıl bir millet olacağımızı belirleyecek” demiş. Bu cümleyi kurmanın çapsızlığı bir yana, sırf o köksüzlük duygusu yüzünden makamını hak etmiyor.

    Türkiye, Türklerin yaşadığı yer anlamına geliyor. Türk büyük bir milletin adıdır. Nasıl bir millet olduğu, üç-beş kifayetsizin razı olacağı bir bölücü metinle belirlenemez. Türklerin nasıl bir millet olduğunu bundan binlerce yıl önce yazılmış destanlar, yapılmış savaşlar, kurulup yıkılmış devletler belirlemiştir.

    Savaştığı düşmanları anlatmıştır, el uzattığı milletler, tarihçiler, ressamlar, besteciler, ulu ozanlar anlatmıştır…

    Ahmet Davutoğlu kendisini hangi anayasaya uygun görüyorsa o millete katılabilir. Ama Türk Milleti’ne reçete yazmak onun boyunu aşan iştir.

    Oktay Yıldırım

    Karikatürler: Tuncay Batıbeki

    17 Ocak 2016’da Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.


    About Author

    admin

    Sonraki

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir