Tayyip Erdoğan’ın hayatını anlatan Reis diye bir film çeviriyorlar. Fragmanında Tayyip Erdoğan’ın sesinden Arif Nihat Asya’nın şiiri okunuyor: “Minareleri sen ezansız bırakma Allahım, kahraman bekleyen yığınlarını kahramansız bırakma Allahım…”

    Bir küçük çocuk gösteriliyor o sıra…

    O da bu yani…

    Yığınların beklediği kahraman, minareleri ezansız bırakmayacak yiğit…

    O anda güm diye bir sesle, “Reis” yazısı çakılıyor ekrana…

    Gerçekten görülmedi böylesi.

    Annesinin cenazesinde hoparlörden Kuran okudu. Seçim öncesi evinde Kuran okurken haberi yokmuş gibi çekilen görüntüleri yandaş medyaya servis edildi. Bankta kızla erkeğin birlikte oturmasına atarlandı, öğrenci evleri basıldı.

    Ama…

    Bakın size o filmin pazarladığı düzeni anlatayım…

    “Dindar nesil yetiştireceğiz” diyordu ya… İktidara geldiği 2002’den sadece 10 yıl sonra bu ülkede fuhuş suçları yüzde 220, çocuk tacizi yüzde 125 arttı. Memleketteki 45 genelevde  15.000 vesikalı kadın var, ama 2004 yılında yaklaşık 100 bin olan kayıt dışı, 2014 yılında 300 bini buldu.

    Herkese sigarayı bıraktırıp, balkonda içene racon kesiyor ya… Devlet Denetleme Kurulu raporuna göre 2004’te AMATEM’e başvuran alkol ve madde bağımlılarının sayısı 40 binden, 2012 sonunda 227 bine çıktı. Kayda alınmayanlarla 2016 rakamlarını siz düşünün artık… Keş oldu millet…

    Her evlenenden 3 çocuk istiyor, aile kurumu hakkında ahkâm kesiyor ya… TÜİK’e göre 2004-2014 arasında evlenme oranları yüzde 2,5 azaldı, boşanma yüzde 38 arttı. Memlekette aile kalmadı.

    “Ortadoğu’nun lideri olacağız, oyun kuracağız” dedi ya… Memleket, sıkışınca etek giyen kıçı kırık teröristlerin elinde oyuncak oldu, etrafımızda bir tek dost ülke kalmadı. IŞİD bombaları ise bonus olarak içimizde patlıyor.

    Schengen anlaşmasıyla “AB’ye gireceğiz” diye mülteci anlaşması yaptı da 2,5 milyon Suriyeliyi kabul etti ya… Daha geçen hafta yazdım, bu hafta da AB yetkilileri açıkladı, Schengen iptal ediliyor. Yani ola ola Avrupa’nın mülteci deposu olduk.

    “İki ayyaş” dedikleri Atatürk ve İsmet İnönü’ye her fırsatta saldırıp, “Osmanlı’yı yeni baştan kuracağız” diyorlar ya… Durun onu da anlatayım. Esir kadın pazarları ve Kırım savaşından itibaren de genelevler zaten vardı Osmanlı’da. Ama bizim AKP’lilerin pek sevdiği Vahdettin döneminde sadece İstanbul’daki genelev sayısı 175’e çıkmıştı. O sırada İstanbul’da bulunan ünlü yazar Ernest Hemingway, İstanbul’un her yanına dağılmış gece kulüplerini, kumarhane ve kerhaneleri ayrıntılarıyla anlatır. Satılmışlar ve işgalci askerler ağırlanmaktadır buralarda.  “Bu ölüm dansına paydos diyecek tek adam Mustafa Kemal” diyordu Hemigway…

    Bu arada aynı Vahdettin Anadolu’da vatan mücadelesi veren Atatürk ve arkadaşları için “bunlar kâfirdir, görüldüğü yerde kesilmelidir” fetvaları yayınlıyordu. Ve Kemalistler geldiğinde Vahdettin firar etti…

    Memleket, yine bir ölüm uykusuna dalmış da Reis masalları izliyor ya şimdi… Yakındır… Kemalistler tekrar geldiğinde…

    Bu kez bir padişah taslağı sıvışacak.


    HRANT’IN KATİLİ

    Tarih, 19 Ocak 2016, saat 23.21. CNN-Türk’de Şirin Payzın yine yakın çevresini toplayıp, Hrant’ın katillerini gizleme, TSK’ni ve Türk Milletini suçlama seansı düzenlemişti. İzlediğim kısmında Nedim Şener şöyle diyordu: “Başbakan’a sunulan bir şema vardı. Ergenekon sanıklarıyla Dink cinayeti sanıklarını gösteren. Ben bunu elde ettiğim zaman yayınladım…”

    Elde etmiş!

    Yani, eline verilmiş!

    Onu Nedim Şener’in eline veren kimse Hrant Dink’in katili de odur. Bu cinayeti ört-bas etmenin en iyi yolu da Ergenekon masalları anlatmaktır.

    Nokta!


    HIRİSTİYAN İMAM

    Yıl 1992, Silopi’ye bağlı Görümlü köyünde herkesin arkasında namaz kıldığı imamın Hıristiyan ve yabancı olduğu ortaya çıkınca ilk başta çok şaşırmıştık.

    Ama oyunu görmüştük. ABD bölgeye gelmişti. Artık böyle şeylere şaşırmamalıydık.

    Yıl 2016, yine Silopi’de hendeklerden yabancı lejyonerler, gizli depolardan Amerikan malı insansız hava araçları çıkıyor.

    Hep aynı oyunu oynatıyorlar… Sadece, eskiden oynattıkları figüran sayısı bugünkü kadar fazla değildi.


    KAFA BÖYLE ÇALIŞIYOR

    Her akşam uyumadan öncen üvey kardeşi komplo teorilerinin tavan yaptığı polisiye romanları okurdu, yatağının etrafındaki perdenin arkasından. En çok Sherlock Holmes karakterinin de yaratıcısı olan Arthur Conan Doyle’u severdi. Kendi kafası da böyle çalışırdı. Daima tehlikede olduğuna inanırdı. Müthiş bir casusluk ve ispiyon teşkilatı vardı. Mesela babasına kızan bir adam, “bu herif boğazın altından tünel kazıp sultanımıza suikast yapacak” diye jurnallemişti de o bile ciddiye alınmıştı. Abdülhamit’ten söz ediyorum. Bir oda dolusu jurnal (ihbar, ispiyon) belgesini, “bunlar açıklanırsa devletin itibarı yerle bir olur” diye Mahmut Şevket Paşa yaktırmıştı, 31 Mart isyanında Abdülhamit’i tahttan indirdikten sonra…

    Abartmak, ya da uydurmak bu tip kafaların alışkanlığıdır. Kendisini önemli göstermek için kendisine yönelik tehdidin ne kadar büyük olduğunu gösterme üçkâğıtçılığı, bir süre sonra buna inanma hastalığına dönüşüyor. Ve bütün dünyaya bu pencereden bakıyorlar.

    Ergenekon-Balyoz davaları ve bu süreçte ortaya atılan akıl dışı suikast senaryoları hep bu kafanın ürünüdür. Bu kafa iktidara geldiğinden beri kendisine benzer kafalar yetiştiriyor. En uç örneklerden biri Zonguldak’taki bir madende yaşanan grizu patlamasını Ergenekon’a bağlayan bir haber sunucusuydu. Diğeri de daha yeni… Mustafa Koç’un kalp krizinden ölümünü, Gezi olaylarına bağlayan bir yandaş yazar oldu.

    İsmi önemsiz bunların… En önemlileri Abdülhamit idi. Dediğim gibi, ben bir kafayı anlatıyorum… Bakın etrafınıza, şeyhinin uçtuğuna inanan milyonlar var…


    KIRAN MEVSİMİ

    Eskiler, tükenme, çözülme ya da büyük yokluk zamanları için böyle derlerdi. Kıran girdi memlekete. Her yanda tufeyliler, her yanda mirasyedi Efruz Bey taslakları. Oturmuşlar memleketin kalbine. Yalnızca bağ-bostan, tarla-tapan değil, onur, şeref, haysiyet ne varsa sürülmüş tezgâha, üç paraya satabilmek için…

    Kıbrıs, Güneydoğu, anayasa, cumhuriyet…

    Ne varsa…

    Satılık…

    Her gün Mehmetçikler düşüyor vatan toprağına. Ama o bile satılık. Baktılar ki, 6 bin Euro vermemek için vatandaşlıktan çıkıyor millet, bin Euro’ya düşürdüler kan bedelini…

    Kıran girmiş memlekete dört bir yandan…

    Her şey satılık…


    BARIŞ

    Romalı devlet adamı Gaius Cornelius Tacitus bundan yaklaşık 1.900 yıl önce şöyle demişti: Ortalığı kan gölüne çevirip adına barış diyorlar…

    Oktay Yıldırım

    Karikatürler: Tuncay Batıbeki

    24 Ocak 2016’da Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.



    About Author

    admin

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir