SARHOŞ



    Dengesini iyice kaybettikten sonra her şeyi yanlış yapar. Yürüyorsa ayakları dolanır yüzükoyun düşer, yeniden kalkabilmişse aynı adımları atmaya devam eder. Çivi çakıyorsa çekici eline vurur, yemek yiyorsa kaşığı burnuna sokar, araba sürüyorsa fren yerine gaza basıp duvara toslar. Sarhoştur çünkü…

    Hatalarını ya da sarhoşluğunu asla kabul ettiremezsiniz.

    Bazen mutlak iktidar, ama en çok da zafer sarhoş eder adamı.

    Tayyip Erdoğan’dan söz ediyorum. Başına 15 Temmuz gibi bir felaket geldi hala ders çıkaramadı. Zafer sarhoşu oldu.  Lozan’ı hedef aldı, “adaları verdiler, zafer diye yutturmaya çalıştılar” dedi.

    Bilginin kırıntısı yok.

    Ama…

    Etrafında doğru düzgün danışman da yok. Olsa idi “Sayın Cumhurbaşkanım, biz 152 adayı Yunanistan’a hediye ettik, Kıbrıs’ı da verdik Rumlar almadı, Emevi Camisi macerası deseniz az daha memleket gidiyordu, 15 Temmuz’da canımızı zor kurtardık, Lozan’a hangi yüzle laf edeceğiz. Üstelik daha 2 ay önceki yıldönümünde minnet mesajı yayınladık. Milleti kendinize güldürmeyin” der ve o talihsiz cümleleri kurdurmazdı.

    Ama yok işte, yok…

    Bu yüzden fesli delilere kaldı danışmanlık.


    SAVCI BHARARA


    Takipçileri, bu sayfada uzun yazılar yazmadığımı bilir. Ama bazen bu kaçınılmazdır.

    Tayyip Erdoğan, Reza Zarrab soruşturmasının savcısı Preet Bharara’nın “Türkiye’de FETÖ tarafından ağırlandığını” söyleyince savcının sözcüsü itiraz etti: “Daha önce Türkiye’ye hiç gitmedi.”

    Savcı özellikle Türkiye’deki herkese laf yetiştiriyor, “adalet” diyor, basın ve ifade özgürlüğünden dem vuruyor…

    Savcı ilginç bir adam…

    Başlayalım…

    Herkes bilir, CIA uluslararası uyuşturucu trafiğinden büyük gelir elde eder ve eğer bunun herhangi bir kısmını yönetemiyorsa da yok eder…

    FARC… Şimdilerde barış haberlerinin konusu.

    Kolombiya ABD’nin ekonomik sömürgelerinden biriydi. Her 1 dolarlık yatırıma karşılık 4 dolar kar ediyordu. ABD, işletmelerinin güvenliğini sağlamak için diktatörleri ve toprak ağalarını destekledi, başkaldıran halka napalm bombaları attı.

    Kolombiya’nın Devrimci Silahlı Kuvvetleri, yani FARC bundan sonra kuruldu.

    CIA, FARC gerillalarına karşı asker ve sivillerden kontra birlikleri kurdu. Daha sonra bu kontralara açıktan silah ve para vermeye başladı. Bildiğiniz Gladyo.

    Yapısındaki Bolivarizm etkisi nedeniyle Hügo Chavez ve SSCB döneminden beri Rusya tarafından desteklenen FARC üzerinden, tarafları belli olan bir vekâlet savaşı yürüyordu.

    Burada duralım.

    Adı, Viktor Bout…

    Eski bir KGB subayı… ABD yapımı “Savaş Tanrısı” filmiyle şeytanlaştırılan bir silah tüccarı. FARC gerillalarına silah veriyordu…

    Bir CIA operasyonuyla Tayland’dan alınıp ABD’ye getirildi ve Rusya’nın bütün tepkisine rağmen yargılandı. 25 yıla mahkûm oldu…

    Adı, Oliver North…

    ABD ordusunda yarbaydı. CIA için çalışıyordu.

    İran’a yasa dışı yollarla silah satıyordu ve elde ettiği parayı Nikaragua’da ABD karşıtı Sandinistalarla savaşan CIA kontralarına aktarıyordu.  

    Göstermelik olarak yargılandı ve ulusal kahraman oldu…

    Yani silah ABD için satılıyorsa kahraman olursun, ABD’ye karşı satılıyorsa terörist…

    Viktor Bouth’a karşı düzenlenen CIA operasyonunun savcısı kimdi dersiniz?

    Evet, bizim Preet Bharara…

    Aynı savcının en meşhur operasyonlarından biri de Wall Street baskınıydı. Bazı şirketler, içeriden bilgi alarak işlem yapmakla suçlandı ve vergi cezalarına mahkûm edildi. Bu şirketlerden biri de ünlü JP Morgan’dı.

    Savcı onları yolsuzluk yapmakla suçluyordu.

    Acaba bu suçlamanın asıl nedeni de JP Morgan’ın yakın zamanda Çin Demiryollarının halka arzını üstlenmesi olabilir miydi? Bu arzdan sağlanacak 5 milyar dolar, Çin devlet demiryollarının genişleme yatırımı olarak kullanılacaktı.

    Peki, nasıl bir yolsuzlukla suçlanmıştı şirket?

    Bu arzı yapan Çinli Everbright Group’un yönetim Kurulu Başkanı’nın oğlunu ve Çin Demiryolları yetkilisinin çocuğunu işe almıştı.

    Ne yani, koca demiryolunun halka arzını sadece oğlunu işe aldıkları için mi JP Morgan’a vermişlerdi? Şaka olsa gülünmez…

    Dünya ekonomik dengelerini ABD aleyhine değiştirecek her sermaye hareketi tehditti. Açıkça bu miktarda yatırımı neden yaptın diye soramaz, ama “filancanın oğlunu niye işe aldın” gibi bir bahane bulabilirdi…

    Reza Zarrab konusu daha anlaşılır oldu değil mi?

    Koca bir kazan suyu, bir yere taşırken sağa sola sıçrar, bir miktarı dökülür… Bu, rüşvet ve yolsuzluktur, kaçınılmazdır. ABD için asıl mesele ise dökülen ufak miktarlar değil, o suyun taşındığı yerde hangi otları yeşerteceğidir.

    Bu kez o kazan dolusu para ve altın ABD’nin İran ambargosunu delmek için kullanıldı. Yani, Bharara’nın derdi, sağa sola dağıtılmış birkaç yüz milyon dolar değil, kazandaki para…

    Kimileri buna bir “kahraman” savcının yolsuzluk operasyonu olarak bakabilir, ama… Öyle değil… Bu, “bir yolsuzluk operasyonundan” daha fazlasıdır. Sadece birkaç kişiye değil, onlar üzerinden bütün ülkeye yönelmektedir.

    Bugün, ABD’nin bir yandan cihatçı radikal Sünni örgütlere, diğer yandan PYD’ye silah verdiğini ve bunu bir ara Türkiye üzerinden yaptığını hepimiz biliyoruz. Yani CIA’nın yarbay North’ları hala iş başında. Buna karşı mücadele eden ülkeler ise Rusya, İran, Suriye ve yeni yeni Türkiye…

    Zarrab, marrab önemli değil Bharara’nın ne yaptığını doğru anlamalıyız.

    Ve Bharara “Türkiye’ye gelmedim” diyorsa… Elbette Atatürk Hava Limanı’ndan gelmemiştir…

    Devlet kavramını anlayamamış sığ bir bakış açısıyla, “aaaaa yoksa sen yolsuzlukları görmezden mi geliyorsun” diyenler çıkabilir…

    Çıksın…

    Bu yazı onlar için değildi zaten…

     

    SORUMLU



    “Meclise girmesini istiyoruz” dedi, PKK’nın siyasi kanadı HDP’ye oy topladı.  

    İktidara gelirse HDP ile birlikte açılım sürecini yürüteceklerini ilan etti.

    PKK’nın en sevdiği isimleri partiye yönetici yaptı. Atatürk dönemini reddetti.

    Mehmetçik PKK ile hendeklerde savaşırken onun Gençlik Kolları Başkanı “hendeklerde omuz omuza direneceğiz” diye açıklama yaptı.

    Kobane savunmasının en ön saflarındaydı.

    Türk Ordusu PKK’nın Suriye kolu olan PYD’ye vurdukça bu bağırdı, “onları terör örgütü olarak kabul etmiyoruz” diye.

    PKK’ya destek bildirisi yayınlayan akademisyenlere sahip çıktı.

    (…)

    Mardin ve Şırnak’taki terör saldırılarından sonra da kameraların karşısına geçip: “Bu işin sorumlusu ortaya çıksın” dedi.

    Gerçekten de bazen Kılıçdaroğlu’nun bir hesap uzmanı olduğuna inanmakta zorluk çekiyorum, çünkü bütün bunlardan sonra da Lozan’ı savundu.

    Sayın Kılıçdaroğlu! Hesap ortada… Asıl sorumlu ABD ve PKK, tali sorumlu da AKP ve siz oluyorsunuz.

    Öyle üst baş yırtmayla unutturamazsınız… 

     

    Oktay Yıldırım

    Karikatürler: Tuncay Batıbeki

    2 Ekim 2016’da Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.


     

     

    About Author

    Oktay Yildirim

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir