HAFTANIN İHBARI

    En sonunda bu da oldu. AKP’ci basın,  “Nazlı ılıcak’ın Cemaat yandaşlığından yargılanacağını” ilan etti.(Cem Küçük, Yeni Şafak, 16 Ocak 2014). Nazlı Hanım daha düne kadar el birliği edip, “o da yargılanmalı, bu da soruşturulmalı” diye tempo tuttuğu yoldaşlarının yeni hedefi…

    Bumerang etkisi bu olsa gerek. Ne diyorlardı: “Men dakka dukka…”

     

    HAFTANIN EN TUHAF ÖVGÜLERİ

     Zaman’dan Turgay OğurHayrünnisa Gül’ü övmeye çalışmış. Ama övmüş mü, dövmüş mü pek anlaşılmıyor. “Çankaya Köşkü’nde insanlara nasıl kök söktürdüğünü, kabullerde kullanılacak çiçek aranjmanlarındaki bir yaprağın duruşu için bile hadise çıkardığını” yazıyor. Köşk’ün güzelleşmesini O’nun bu tutumuna bağlıyor. Sonra da, “En büyük dileğim, belediye seçimlerinde Süperman ve Bayan Gül kadar rahatsız adayların başkan olmasıdır” diyor (17 Ocak 2014).

    Siz anladınız mı? Övmüş mü, dövmüş mü? Ya Rize’deki RTE Üniversitesi’nin, yeni keşfedilen sazan balığı türlerinden birine Recep, diğerine Emine adı vermesine ne demeli…

     

    HAFTANIN UCUZLUĞU

    Jet Fadıl’ı hepimiz biliyoruz. Şimdi Maldivler’de bir ada aldığını, bu adanın kadınlara özel plajları olacağını ilanlarla duyuruyor. Reklamda: “Artık Müslümanların da bir adası var” diyor, “7 hilalli hizmet verecek” diye yazıyor.

    7 Hilalli?

    İslam İslam olalı böyle ucuzlamadı. Hilal ne kutsaldı bizim için. Hani biz “bir hilal uğruna ne güneşler” batırmıştık Çanakkale tabyalarında! Şimdi o hilallerimiz, yıldızlarımız nasıl da satılık mallara dönüştürüldü bu sözde Müslümanların elinde. Tutmasan, cennetten arsa bile satacaklar.

     

    HAFTANIN MESLEĞİ

    Sürü yöneticiliği… 3 bin TL maaş, sosyal güvenceli. Öyle sıradan bir iş de değil, Tarım Bakanlığı Müsteşarı, tanıtımını yaparken, “isimleri de çoban değil yönetici” diyor…

    Ne tuhaf. Çobanlık utanılacak bir meslek midir? Önce hayvancılığı yok ettiler. Kimse çobanlık yapmayınca da çobana yönetici diyerek sorunu çözeceklerini sanıyorlar. Zaten bunlarda böyle. Rüşvet yok bağış var. Para aklama merkezine vakıf diyorlar. İş bağlayan, rüşvet dağıtan arabulucuya danışman diyorlar… Problem bizde kardeşim. En baştan çobana çoban desek bugün bunlara “sayın” demiyor olurduk…

     

    HAFTANIN MODASI

    Ayakkabı kutusu… Soygun modası haline geliyor. Konya’da bir soyguncu, elinde bir silah ve ayakkabı kutusuyla bir bankaya girdi ve paralarla geri çıktı. Bir başkadır benim memleketim…

     

    HAFTANIN TOPLANTISI

    Başbakan “yargıda çete var” dedi. Tufan başladı. Bütün Ergenekon davcıları görevden alındı. Aynı gün, bir hafta önce görevden alınarak Bakırköy’e atanan Zekeriya Öz de Çağlayan’a geldi ve diğer savcılarla bir toplantı yaptılar. 4 saat. Ortak kararlar alındı mı bilmiyoruz ama toplantıdan sonra bütün savcılar sağlık raporu aldılar. O gün toplantıyı soranlara Zekeriya Öz, “geçiyordum uğradım” dedi. Şaka gibi.

    Aynı Zekeriya Öz, yazdığı Ergenekon iddianamesinde Doğu Perinçek’i Bilecik’te örgüt toplantısı yapmakla suçlamıştı. Perinçek toplantı tarihinde Ankara-Haymana cezaevindeydi. Ama yine de bu suçlamalarla ceza verildi.

    Peki, buna ne şakası diyeceğiz?

     

    HAFTANIN YARGICI

    Adları Hanife ve Ömer Eren… Dünya tatlısı bir çift… Kazdağlarına zehir saçan maden ocakları yüreklerini yakıyor. Bir gün, maden şirketinin servis arabasındaki çalışanlarına, “bu maden zehir saçıyor. Neden burada çalışıyorsunuz” dediler. İnsandılar çünkü…  Yanlarında iki çocukları da vardı. Sadece 3 dakika süren bir konuşmaydı.

    Maden şirketi çok kızdı bu insanlığa. Mahkemeye verdi. Bir yargıç: “Çalışma hürriyetini ihlal suçundan 1 yıl 15’er gün hapis” dedi… Yetmedi, çocuklarının her ay sosyologla görüşmesine, çünkü “suça itildiklerine” karar verdi (Milliyet- 19 Ocak 2014).

    Oturup düşünmeli değil mi, tam da tarafsız yargının konuşulduğu bugünlerde, bu yargıcın bu kadar şiddetli cezalar vermesinin nedeni ne olabilir?

     

    HAFATANIN LOBİSİ

    “Yahudi lobisi” olmadı, “faiz lobisi.” Ardından “kriz lobisi.” Şimdi de Yeni şafak yazmış, “Mutfak lobisi” (18 Ocak 2014). Efendim pirinç ve kuru fasulye fiyatlarının artmasının arkasında bunlar varmış.

    Sen 12 yıldır tarımı yok et, çiftçi kan ağlasın, ürünler tarlalarda çürüsün… Memlekette dere bırakma HES yap, kuraklık kapımıza dayansın… Hayvanlara yedirilecek samanı bile yurt dışından getirt… Sonra da kalk “mutfak lobisi” de…  

    Çözümü de kolay. Hep bir ağızdan: “Allah o lobilerin evlerine ateşler salsınnn. Allah önlerini kessiinnnn.”  Olmadı  mı? Olmazsa yağmur ve kar duası, o da olmazsa pirinç duasına çıkarız artık. Tarım Bakanı’nın önerdiği çözüm de bu nasıl olsa…

     

    HAFTANIN UTANÇ SINIRI

    Adı, Mustafa Ünal… Zaman yazarı… Şöyle diyor: “Türkiye’nin darbecilerle hesaplaştığı Balyoz ve Ergenekon davalarını hatırlayın. Gerek mahkeme salonundaki savunma sırasında gerekse medyadaki tartışmalarda birbirinin kopyası cümlelerle tepki gösterildi. İthamlara ikna edici cevaplar verilemedi…” (19 Ocak 2014)

    Muaviye, bir erkek devenin dişi deve olduğunu kanıtlamak için yalan yere yemin etmeye hazır tebaasıyla övünüyordu. Bu kadar yıl geçti. Hiç mi değişmediniz be arkadaş…

     

    HAFTANIN RÖPORTAJI

    Röportajı yapan, Hürriyet’ten Cansu Çamlıbel, veren Fehriye Çetin. Dink ailesinin avukatı. Konu Hrant Dink Cinayeti ama koca röportajın içinde bir kez bile Erhan Tuncel adı geçmiyor. Bunu yapabilmek büyük başarı… Cemaatçi polislerin bu cinayetteki rolü tamamen yok sayılıyor. Cemaatin “rahatsızlığı” büyük ve kırmızı puntolarla duyuruluyor (20 Ocak 2014)… Suçlanan, üzerine şaibe bırakılna yine asker. Satır aralarında ısrarla bu yapılıyor. İnsan merak ediyor, bu avukat, bu cinayeti aydınlatmayı gerçekten istiyor mu?

    Röportajda hedef sadece askerler değil, bir de şu vurgu var: “Hrant Dink Ermeni oolduğu için devlet cinayetin üzerini kapatmaya çalıştı.” Sanki Uğur Mumcu ya da Necip Hablemitoğlu cinayetleri aydınlatılmış gibi… Peki, devlet kim? “Hrant Dink davasının askerle pazarlığa kurban edildiği” söyleniyor. Yani suçlu yine asker…

    Utanır insan… Düşünün… Bu ülkede sırf Ermeni olduğu için öldürülen bir kişi hatırlıyor musunuz? Ama aynı günlü Aydınlık’ta, arka sayfada bir liste vardı. Sırf Türk oldukları için Ermeni terör örgütleri tarafından öldürülen diplomatlarımızın fotoğrafları. Tam 48 kişi…

     

    HAFTANIN İNEK ÖYKÜSÜ

    Ali Bulaç yazıyor: “Bu, sıra ile sarı inek, beyaz inek ve siyah inek hikâyesidir. Gelin sıra siyah ineğe gelmeden aklımızı başımıza alalım (Zaman, 20 Ocak 2014).

    Heyhat… Bir zamanlar sarı öküzler, beyazlar, siyahlar, kendi gazetesinin tezgâhlarında parçalanıp yeniliyordu. Gencecik teğmenler kumpaslarla kelepçelenirken manşetten alkış tutuyor, “filanca Paşa da alınacak” diye müjdeler veriyorlardı. Birbirlerine düşünce… Öğrenmişler sarı öküz öyküsünü…

    Yaşı yok öğrenmenin ama bu aynı durum değil. Burada inek ineği yiyor. Sarıya boynuzu takan, siyahın ta kendisi…

     

    HAFTANIN KOLOMB’USUN AKİF

    Akif Beki… Taraf ve Zaman gazetelerini, MİT belgelerini sızdırmakla, yayınlamakla suçluyor ve “yapılan gazetecilik diye belgeyi kimin yürüttüğünü tartışmayacak mıyız” diyor (Hürriyet, 21 Ocak 2014).

    O Taraf’tan bavullarla belge taşınırken nasıl alkışladığını unuttun mu Akif? O günlerde sordun mu Zaman’a, “’siz bu darbe planı’ dediğiniz belgeleri nereden yürüttünüz” diye?   Söyle Akif, bu “paralel” seni teğet geçip milli ordunun sırtına saplanırken de böyle “gazeteci” miydin sen? Yoksa hedef tarifi mi yapıyordun?

     

    HAFTANIN ÖZELEŞTİRİSİ

    Hakan Albayrak…  Yeni Şafak yazarı… CNN’de yayınlanan Karşı Görüş programında Ergenekon davası hakkında şöyle dedi: “yapılan bazı hukuksuzluklara sessiz kalarak biz de katkı vermiş olduk. Gerçekten özür dilerim…” Ertesi gün aynı gazeteden Özlem Albayrak ve y ine Karşı Görüş programına çıkan Star gazetesinden İbrahim Kiras… Birkaç gün önce de eski Taraf yazarı Yıldıray Oğur, “kullanışlı aptallarmışız” diyerek Ergenekon davalarındaki haksız tutumlarını izah ettiler. Ve bu furya, tıpkı suçlama ve infaz furyasına katıldıkları gibi birbirlerine bakarak devam ediyor. Hergün yeni biri…

    Aferin… Ne kadar kolay oldu değil mi? Böylece yıllarca hapiste yatanların, hücrelerde ölenlerin, atılan manşetler yüzünden intihar edenlerin ve geçen bütün kayıp yılların bedelini ödeyivermiş oluyorlar… Sorun şu ki, bu özürler çaldıkları hayatları yerine koymaya yetmiyor. Kuddusi Okkır’ın… Abdülkerim Kırca’nın… Ya da Ali Tatar’ın kanı, kalemlerine ve sayfalarına bulaşmıştır. Onu nasıl temizleyecekler?

     

    HAFTANIN MİT’İ

    TIR’lar bulundu ya yine… İçleri silah dolu… Herkes o TIR’ların nereye gittiğini tartışırken esas önemli nokta gözden kaçıyor. Bir istihbarat teşkilatı düşünün ki, kendi ülkesinde bile gizli operasyon yapamıyor da yakayı ele veriyor. Peki, bu teşkilat vatanı nasıl koruyacak? Yurt dışında nasıl çalışacak? Boynumuzdaki davulun tokmağı kimde kardeşim?

     

    HAFTANIN ADALETSİZLİĞİ

    “Milli orduya kumpas” tartışmaları orduyla ilgili bazı düzenlemeleri de gündeme taşıdı. Herkes yıllardır süren ve ordumuzu zayıflatan haksız uygulamaların düzeltileceğini bekliyordu. Çıka çıka Org. Necdet Özel’in 2017’ye kadar koltuğunda kalması çıktı. Ne diyelim…

    Bu ordunun astsubayları emekli olduklarında maaşlarının yarısından azını alırken, subaylar emekli olduklarında yüzde 85’ini alıyorlar. Astlık üstlük, bir rütbe ayrımı olmaktan çıkıp toplumsal bir sınıflaşmaya dönüşmüş. Silah arkadaşlığı, lojman arkadaşlığı bile olamamış. Herkes birbirine kırgın… Kırgınlık, kızgınlığa, kızgınlık ayrışmaya varmış. Sonra da bağırıyoruz, “bu orduya kumpas nasıl kuruldu” diye…

     

    HAFTANIN GİZEMLİSİ

    Adı, Ali Nur Kutlu… Gerçek adı mı bilmiyoruz. Fotoğrafında, yüzü karartılmış. Görünmüyor. Bir gün yazısını geciktirmiş, açıklamasını yaparken şöyle diyor: “Her ne kadar “bugün Ali Nur Kutlu’nun yazısı niye yok’ diye soran okuyucum olmasa da yine de bilgi vereyim istedim…”(Yeni Şafak, 16 Ocak 2014)

    Sahi bir yazar okuyucusu yoksa neden yazı yazar? Yazısının aksamasını okuruna değilse kime açıklar? Ne oluyoruz kuzum? Bir gazete değil mi orası?

     

    HAFTANIN KASETÇİSİ

    Mehmet Metiner… Soruyor: “O kaset ne iştir?”(Yeni Şafak, 16 Ocak 2014). Cemaatin ihale dağıttığını, Koç ailesiyle iş tuttuğunu ve kaseti yalanlayamadıklarını söylüyor… Alkış…

    Deniz Yıldırım bir gazeteci. Başbakan’ın “3’e kapatın” dediği pazarlık kasetini yayınladığı için hapse gireli 4 yılı geçti. O kaset ne iştir, Mehmet Metiner? O gün de böyle bağırıyor muydun?

     

    HAFTANIN YALANI

    Tarih 17 Ocak 2014. CNN’deki “habere dair” programına konuk olan Mehmet Metiner şöyle diyordu: “Biz fişleme yapmadık…”

    Kahramanmaraş milletvekili Avni Doğan’ın, “şimdi sıra bizde, biz onları fişliyoruz” demesi bir yana… Devletin her kademesinde Fetullahçı oldukları gerekçesiyle görevden alınanlar nasıl elle konulmuş gibi bulunuyor? Yani iş Burhan Kuzu’nun “2 bin kişilik liste var” sözünü yalanlamakla bitmiyor.

    Ama Mehmet Metiner serbest. O, her şeyi söyleyebilir. Ellemeyin…

     

    HAFTANIN TEHDİT TELEFONU

    Yeni Şafak’tan Yusuf Kaplan… Cemaati eleştiren yazılarından dolayı telefonla tehdit edilmiş. Korkmuş. Eşine söyleyememiş çünkü kalp rahatsızlığı varmış. Sonra da bütün bunları tutup köşesinde yazıvermiş.(17 Ocak 2014)

    Eşinin, kendi köşesini okumayacağını mı düşündü?

    Nereden baksan tutarsızlık… Nereden baksan tuhaf…

     

    HAFTANIN DÖNÜŞÜ

    Cem Küçük… Yeni Şafak yazarı. Türkiye’deki gazeteci ve yazarların çok kısa sürede fikier değiştirebildiğinden, bugün övdüklerini bir yıl sonra eleştirebildiklerinden yakınıyor. Bu iddiasını bazı yazarların eski yazılarından da destekliyor (19 Ocak 2014)

    “Allah’ın sopası yok ki” diye buna diyorlar. Cem Küçük arşivi açıp gazetesinin birkaç yıl önceki manşetlerine birde bugünkülere bakmış mı acaba?

     

    HAFTANIN İTİRAFI

    Diyor ki: “Cemaat ve parti iki ortaktır. Cemaat partinin, parti cemaatin içindedir. Cemaati paralel devlet gibi göstermek de, partiyi resmi devlet gibi göstermek de doğru değildir. Birlikte devrim yaptılar. Kumanda odasına girince nelerin paylaşılacağı konusunda kavga çıktı. Bu çatışma tek devletin iki yeni sahibi arasındaki paylaşım kavgasıdır…”(Yeni Şafak, Şahin Doğan, 16 Ocak 2014)

    Bundan büyük itiraf olur mu? “Cumhuriyeti birlikte yıktılar” diyor.

    HAFTANIN BAKANI

    O, Bekir Bozdağ… Yeni Adalet Bakanı. “Uzun tutukluluk Türkiye’de bir sorun ve bu sorunu çözeceğiz” buyurdu.

    Tuhaf olan şu ki, tutukluluk süresinin 10 yıl olması için kanun teklifi veren de yine kendisiydi.

     

    HAFTANIN YALANI

    Hasan Cemal söylüyor: “Eğer Başbakan tıpkı Ergenekon sürecinde yaptığı gibi, ‘soruşturma başlamış ben konuşamam, buyurun herkes işini yapsın’ deseydi Türkiye’de 17 Aralık sorunu olmazdı…”(Zaman, 17 Ocak 2014).

    Haydi canım… Pinokyo olsa burnu uzardı. Başbakan Ergenekon sürecinde böyle mi dedi? Aksine savcılık yaptı, Hasan Cemaller de bunu alkışladı. Şimdi de Cemaat için savcılık yapıyor. Peki, Hasan Cemal niye bağırıyor?

     Oktay Yıldırım

    26 Ocak 2014’te Aydınlık-Satır Arasında Kalanlar sayfasında yayımlanmıştır.

     

    About Author

    admin

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir